 |
|
 |
|
Son güncellenme: 8 Ağustos 2009
|
| |
|
AKIL DEFTERİ KIŞ 2010
|
AKIL DEFTERİ’NİN
ÜÇÜNCÜ SAYISI:
‘ŞİDDET VE KİMLİK’
Üç aylık periyodla çıkan AKIL DEFTERİ üçüncü sayısında “ŞİDDET VE KİMLİK” konusunu işliyor. Kimlik kavramının psikiyatri ve psikolojideki anlamlarından kimlik siyasetlerine ve kimlik piyasalarına değin geniş bir alanda incelemeler içeren dergi; “kimlikler”in hem birey hem de toplum ruhsallığındaki çatışmalarla ilişkisini sorguluyor. Bu sayının sunuş yazısından:
“…Yetmişlerde filizlenen, Sovyetler’in dağılmasıyla serpilen, yaşadığımız coğrafyada Amerika’nın Irak’ı işgaliyle yerini sağlamlaştıran ve günümüzde anayol siyasayı belirleyen kimlik meseleleri yeni türden bir emperyal-kapitalist tuzaktır. Bunu nasıl açığa çıkarabiliriz? Özellikle sözkonusu tarih kesitinde ortaya çıkmış olan kimlik söylemlerinin ve eylemlerinin hemen hep olmadığı bir şeye, bir anlam coğrafyasına işaret ederek kendini kurması ve kendi inşaasını sağlamlaştırma gayretinin Başka’sının yerinin kararsızlaştırılması hilafına gerçekleşmesiyle…
….
Tüm bu hikayenin bedelini hepimiz, işte, bir şekilde ödüyoruz… Kimlik ile kendilik arasında giderek derinleşen uçurum. O uçurumu görmeme gayretiyle kalınlaştırılan personalar… Ve giderek kendiliğin mahpushanesine dönüşen personalara esirlik hali…”

Bu sayıda yer alan yazılar:
> Hasta R. G. Ö.
> Şiddet ve Kimlik Akıl Defteri
> “İnsan...Kendini Önce Başka İnsanlarda Görür Ve Tanır” Ya Da Kimlik, Ego ve Narsisizm Erdoğan Özmen
> Kimlik Piyasaları Zeki Coşkun
> Bilen Aklın Şiddetle İmtihanı Oktay Taftalı
> Siz Madam Kahan’ı Tanır mısınız ? Timuçin Oral
> Kim “Oluş”: Değiniler Ve Salınımlar Harika Yücel
> Şiddetle Büyütülen Kimlik Cem Hürol
> Öznenin Bakışı: Kimlik Ve Şiddet Serpil Aygün Cengiz
> Şiddet, Kimlik ve Yoksulluk Amartya Sen
> Latin Amerika, Sömürgecilik, Direnişin Estetiği Zahit Atam
> Savaş Zamanında Umudun Adı: Mezopotamya Kimliği Cemal Dindar
> Kimlik Üçlemesi Başar Başaran
> Bildiğim B.U.
> “Ölümcül” Kimlikler Üzerine Beş Mektup Cem Kaptanoğlu
> Şiddet Dersem Çık Tarhan Gürhan
> Şenlikli Günlerimiz Ali Ayas
> İhsan, Bektaş, Reyhan Ve Şahe Ercan Kesal
> Hekimin Kimliği M. Orhan Öztürk
> Bakırköylük Âgah Aydın
> Pembe Kan “Cinsel Kimlik Ve Şiddet” Ali Ayas
>U.B.’nin Türkiye Gerçeği
> Shakespeare Ve Şiddet Üzerine Bir Deneme Zahit Atam
> Freud Ve Shakespeare’in Kimliği Tartışması Aleksandar Dimitrijevic
> Sermayenin Şiddeti Erdoğan Özmen
> Ben, Benlik, Kişilik, Kimlik Hakan Atalay
> Çaput Bağlanmış Göğ Başaklara Temur Hattat
> Adlarını da, Anılarını da Unutmayacağız: Cihan Doğan, Kazım Koyuncu, Muharrem Balta, Onat Kutlar, Serkan Demiro, Abdullah Ulutürk, Mustafa Yıldırım, Hrant Dink, Hüseyin Yavuzoğlu, Volkan Hamarat, Halil Açıkgöz, Yunus Aktaş, Emrah Ediz, Füsun Akatlı, Efe Boz, Metin Altıok, Yasemin Cebenoyan
İÇİNDEKİLER
> Jet Bakan Bakırköy’de R. G. Ö.
> Devlet ve İntihar Akıl Defteri
> Ya Yas Ya Melankoli Erdoğan Özmen
> Şizofrenler de Devrimciler Gibi Yalnızdırlar Sevim Öktener
> Günah Üzerine Sanat M. Ş.
> Psikiyatri Kurumu ve İntihar Salman Ünlügedik
> Bireysel Varoluş Karşısında Devletin Anlam Alanı
Olarak Otorite Oktay Taftalı
> Modern İktidar ve İntihar Bahadır Kula
> Werther Etkisi, Devlet ve Medya Serpil Aygün Cengiz
> Türkiye’nin Kayıp Nesnesi: Devlet Cemal Dindar
> Pervane Düşüşü Ahmet Coşkun
> Direnen Bir Aklın Kalkışma Temrinleri Ahmet Adnan Azar
> Aktedron Fikret Ümit Bayazoğlu
> Freud ve Lacan “Totem ve Tabu” Erdoğan Özmen
> Kayıp Aranmıyor Cem Hürol
> Her İntihar Bir Mektuptur Ali Ayas
> Hayat Üçlemesi: İntihar, Aşk, Can Sıkıntısı Alper Hasanoğlu
> Niye Halkedildiği Temur Hattat
> Bozkurt Hoca İle Söyleşi: “Japon...Susan Varlık”
> Harakiri ya da Japon Canevi Cemal Dindar
> Kars Çocuklarında Kars Agâh Aydın
> Filozof Et N. İ. K.
> Kemal Tahir’in Felsefi Düşüncesi ve “Devlet Ana” Selahattin Hilav
> Fizik Yetersizliğin Bir İhtiyacı Olarak Devlet Ahmet Coşkun
> Kayıp Bir Adam Aslan Özdemir
> Şiirimizin Müntehir Şairleri Gürsel Caniklioğlu
> Müzik ve İntihar İlişkisi Üzerine Renan Bilek
> Yeni Türkiye Sinemasında Siyasal Söylem Zahit Atam
> Fesleğen Soslu Aşk, Barbekü Soslu Hayat Ali Ayas
> Göçmen Oluş ya da Biri Beni Görüyor mu Harika Yücel
> Simsiyah Leylekler Adil Üçok
> Başkalarının Cehennemi Erdal Doğan
> Yıkık Olanın Ufku Yiğit Özdemir
> İntihar: Bir Derleme Hakan Atalay
> Adlarını da Anılarını da Unutmayacağız...Erdal
Eren, Soner Semih, Ramazan Yukarıgöz, Ebru
Yavuzdeğer, Vic Chesnutt, Ramazan Yavuz, Şeref
Akdoğan... Erdoğan Özmen, Tolga Binbay, Gamze
Özçürümez, Cemal Dindar, Handan Türkeli
2. sayının
sunuş yazısı:
DEVLET VE İNTİHAR
Uslu çocuk. İyi vatandaş.
Çocuğun ve yurttaşın olumlu nitelemesinde kullanılan ‘uslu’ ve ‘iyi’nin hemen hemen benzer bir anlam ağını hareketlendirmesi boşuna mı? Akıldan itirazsızlığa, us’tan uslu’ya uzanan mecraya yerleşir, Devlet.
Devlet Ana. Devlet Baba.
Hiçbir devlet tahayyülü yoktur ki, temeline ebeveyn otoritesi maya olmasın. Bu mayanın nasıl yoğrulacağı, hangi biçimlerde bireyi karşılayacağı… işte orada siyasal iktisat epey söz hakkı edinir. Bir de biraz toplumbilim, ondan daha az antropoloji. Bunları psikolojik bir mercekte gözardı etmek de, Devlet’i çekirdek aile dinamiklerinin bir türevine indirger ki, önemli ideolojik çarpıtmalardan biri de budur.
Sıklıkla şu gerçekleşir: Yurttaş-Devlet ilişkisi birey ve toplum, birey ve kültür bağlamına yerleştirilir ve devlet örgütünün her bireyin hayatında hüküm süren etkinliği “görünmez el”e dönüştürülür.
Bu sayıyı hazırlamamızdaki temel gerekçelerden biri buydu: “görünmez el”i tam da bireyin kendini yoketme eyleminde, intiharda aşikarlaştırmak.
Günümüz siyasası neyi öğretti? Devlet’in işin içinde olmadığı, hem pazarda hem hazarda, hazar barış demektir, bireyin işlerinden elini eteğini çektiği iddiası, şu liberal lafazanlık, kendi paradoksunu yaratıyor: yatak odalarına değin uzanan kocakulaklar ve her köşe başında bir tepegöz.
Bunun öte yüzü, ki buna da aşinayız, cemaat kültürünün toplumu topluluklar haline dönüştürmesi ve bizzat kültürel örüntülerin Devlet otoritesini kuşanması. Bu tarzın otorite ile ‘çıplak’ ve göğüs göğüse karşılaşmaya göre daha fazla nüfusu ve nüfuz alanını etkilediğini, ruhsal mirasının çok daha köklü olduğunu söyleyebiliriz. Bakınız: Kafka. Birey, sabredebildiğince veya mevcut iktisadi-siyasi arenada organik-ruhsal besinlerden nemalandıkça “varlığım varlığına armağan olsun” demeye devam eder. Edemiyorsa, ‘yazgıcı intiharlar’ veya ‘onur intiharları’ o kültürel örüntünün bir parçası haline geliyor. Bu sayıda Japon kültürüne özel dikkatimizin başlıca nedeni de budur.
İktidar bedendedir. Devlet de oraya yerleşir. Oraya yerleşmediği yanılsaması ile birlikte. Kültürün önemli bir bölümü bu yanılsamayı ayakta tutma işlevi ile yaşar ve yaşatılır. Monoteizm de dahil sistemleşmiş nice inancın intiharı yasaklamasını, mesela İslamiyet’te intihar etmiş kişinin ‘ölü beden’inin bile ritüelin, sistemin dışına sürülmesini, bu arada yine Japon kültüründe neredeyse bir sisteme kavuşmaktan kaçan inanç çok çeşitliliği ile intihar eyleminin yüceltilmesini bir de buradan düşünebiliriz.
* * *
Gaz.
Günümüz devlet otoritesinin tam da en uçucu, görünmez, en karnavalesk, bedene en fazla nüfuz eden halini bir miting alanında göstericileri dağıtmak, aslında mevcut nizamda yeniden toplamak için kullanılan gözyaşartıcı gaz bombalarından daha iyi ne temsil edebilir?
Bildik hikaye; bebek doğduğunda tehdit olarak algılanan uyaranların büyük bölümü bedenseldir, içseldir. Ebeveynle kurulan ilk yatıştırıcı eylemlerden birisi emzirme ise, diğeri ‘bebeğin gazını çıkartma’dır. Yoksa, ağlar.
Artık gösteri alanlarında otorite yeni cezalandırma biçimleriyle en ilksel tehdit algılarını yeniden canlandırıyor. Günümüzde hem baskı aygıtlarıyla hem de ideolojik aygıtlarıyla otorite bu denli ince işliyor.
İyi ebeveynliğin bir ölçüsü de bebeğin içinde bulunduğu durumu ‘dile getirme’sidir. Ağlayan bebeğe gülümseyerek yaklaşırken mesela “benim güzel kızım / oğlum acıkmış mı?” demek, duruma ad koymak. Boşuna değil, Sumer mitolojisinde yaratmanın, adını anmakla, böylece kaderini kararlaştırmakla aynı şey olması.
Yani beden, ancak toplumsal ilişkide ve dilde yatışır.
Toplumsal sistem onun yükünü yumuşatabilirse, gazını alırsa toplumsal bedenle, yani Devlet ile görece bir müzakere alanında ve birey olarak yerini alıyor. İtiraz edenin üzerine ‘göz yaşartıcı’ gazlarla yüründüğünde veya olası itirazları önlemek için güdümlü ideolojik ‘gaz vermeler’le ve meşru alanlarda birey kışkırtıldığında iki şey oluyor: Devlet, ‘iyi yurttaşlar’a da mesajını vermiş, iyi yurttaşlık kriterleri, bireylerin özne olmasının üstü çizilerek bir kez daha ezberletilmiş oluyor. Bir de, zaten gazı olan veya fazla gaza gelmiş birey veya guruplar, kendini veya en çok da bir benzerini yok ederek karşı-mesajı inşa ediyor. Normal uyaranlar bile tehdit algısına hapsediliyor. Ve çember gurupların, bireylerin toplumsal bedeni reddiyle ve yine Devlet’e yönelik bir olumsuzlamayla tamamlanıyor.
Bir benzetmeyle ifade edersek; kişi mesela şiddetli depresyondadır. Bu hayattan göçüp gitmek ister, fakat buna bile enerjisi yoktur. Psikiyatriste gider. Tanı konur ve mutad olduğu gibi, toplumsal – ruhsal bağlam es geçilir, mesele yalnızca biyolojik yönüyle ele alınır ve ilaç tedavisi başlanır. İlaçlar ise ilk o enerjiyi sağlar. Ve kişi elde ettiği ilk yaşam enerjisi ile intihar girişiminde bulunur. Neyle mi? Sıklıkla psikiyatristin önerdiği ilaçların tümünü içerek.
Günümüzde Devlet’in bireyle ilişkisi, yukarıda andığımız psikiyatrist-‘hasta’ ilişkisine benzerdir: vaadlerin zehre dönmesi hikayesi.
Yani, ne kadar bedenine zerk edersen, kendi varoluş olanaklarını o denli budar ve kendinden göçersin…
Bu otoriteye en sert karşı çıkışların bile bir şekilde vicdan-superego’nun gölgesinde dile gelmesi boşuna değil. Mesela, askerliğe gitmeyi reddedenlerin bizzat kendilerini “vicdani redci” olarak anmaları.
Tam da en şiddetli sanılan karşı çıkışlarda, işte, birden belirir ve kişinin eyleminin öznesi haline gelir…
Zehre dönüşen ilaç gibi…
AKIL DEFTERİ

ilk sayısı ile
tüm kitapçılarda!
İÇİNDEKİLER
003 > Kısa Bir Meram Yazısı: Bu Dergi Niye Çıkıyor?
004 > Nisan Tezi Can Yucel
"Toprağı öpe öpe öpe
Damlalar siz
Açacaksınız körün gözünü"
005 > Oysa Aslolan Dünyayı Değiştirmektir Erdoğan Ozmen
"O halde 11. Tez’i has bir vicdan bildirisi, bir vicdan
çağrısı, vicdana çağrı gibi okumalı bir de. Dünyaya ve
insanlığın durumuna karşı duyulan en temel sorumluluk
olarak. Yeryüzünün dört bir tarafında o çağrının
(demek ki en saf halinde vicdanın) sesini işiterek
yola çıkan, asıl olanın sadece o yola koyulmak olduğuna
hayatlarıyla şahitlik eden devrimciler, tam da o
sorumluluğun en derin karşılığını/cismini bulması değil
midir?"
007 > Freud’un Sol Yanı: “İki Psikoloji” Cemal Dindar
"Freud’un toplumsal devrimleri kuramsal
düzeyde başat dert haline getirdiğini söylemek
elbette abartı olur. Fakat onun ruhsallık
alanında özellikle 1900’de yayınlanan Rüyaların
Yorumu ile asıl başlangıcına kavuşan
devrimci kuramsal çabası bir yana, 1913’te
Totem ve Tabu ile başlayan sürecinin bu konularda
epey hesaplaşılması gereken tezler
içerdiğini ve üstelik bunları görmezden gelenlerin
kendi bakışlarının darlığıyla yetinmek
zorunda kalacaklarını düşünüyorum."
015 > Unutulmaması Lazım Gelen Anlar, Adlar Var Akıl Defteri
"Her şey çürüyor. Her şeyi çürütüyorlar. Tütünü,
ekmeği, güneşli sabah vakitlerini, ıslak yağmur sonralarını,
kardeşliği, cumhuriyeti, anılar biriktirmiş dostlukları,
memleket toprağını, şile bezini, asker mektuplarını,
Yemen türkülerini, dağdan ovaya bakan bir çocuğun
gözünde süzüle süzüle güzel günlere akıp giden
otobanların sevincini…"
016 > Bir Oturma Grevinde Şiirin Sorduğu İlhan Berk
"Bir oturma grevinde
Durmuş gibi yeryüzü..."
018 > Müstehcen Devrim Zeki Coşkun
"Fatih Terim, Mustafa Denizli, Yves Saint Laurent,
Pınar Altuğ, İddaa (bahis oyunu, yasal kumar), Pegasus
(havayolu şirketi), Bellona (yatak - mobilya markası),
falanca mağaza, filanca cilt kremi…
Kimini vitrinlerden biliyoruz, kimini yeşil sahalardan,
ekrandan, podyumdan… Ayrı ayrı alanlardan ilk ağızda
sıraladığımız bu isimlerin ortak iki özelliği var. Tümü piyasada,
piyasaları var ve hepsi de devrimci!..."
025 > Kapital Hikayesi İzzet Yasar
"Patronun anlattığına göre iş gerçekten ilginçti.
Can Yayınları Karl Marx’ın Kapital adlı dev eserini
yeniden Türkçeye çevirtmişti ve “cep kitabı” olarak
yayımlaya caktı. Kitabın özelliği, çok ince kâğıda özel
bir biçimde basılmış olduğundan, bu büyük eseri
tüketiciye cepte taşınacak kadar küçük bir hacimde
sunabilmesiydi. Aş kın Bey bu büyük girişimin televizyonda
ve basında bir reklam kampanyasıyla tanıtılmasını
istiyordu..."
028 > Devrim İhtimali ve İstikameti Hakan Atalay
"On yıllardır dünyanın zihinsel iklimine “postmodern
söylem”in egemen olduğu söylenebilir. Bu söylem,
bence, entelektüellerin zihinsel üretimini ketleyen
iki temel direk, iki anlayış üzerinde durmaktadır:
1) “Büyük anlatılar bitmiştir” ve 2) “Her şey gider”.
033 > Promete Tevfik Fikret
"Esmâr-ı bünye hîzini; boş durmasın elin,
Gör dâimâ önünde esâtîr-i evvelin
Gökten dehâ-yi nârı çalan kahramânını…
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını."
034 > Bir Negatif Özgürlük Çağı Yaratısı Bahadır Kula
"Ezilen kesimin, yönetilenin
Gerçek’i (İster söz gelimi Lacancı anlamda olsun
ister başka bir anlamda. İster bir zihinsel
inşa ister “gerçek” bir gerçek olsun. Bu şimdi
bizi ilgilendirmiyor) dolaysız biçimde alımlayabileceğine
dair liberal bir fantazma inşası
tarafından destekleniyor. Bu fantazma, yani
etkin, seçimde özgür özne yaratısı temel olarak
teolojinin temel jestiyle benzer bir duyumsamayı
paylaşıyor: Konuşmayan bir dil
ya da konuşan bir dilsizlik. Yani bize kendini
bizatihi kendisi takdim eden bir Gerçek ..."
038 > Söyleşi: Sosyalizm Hayat Demektir William Saroyan – Ceviri: Hakan Atalay
"Homeros’tan, hatta daha eski zamanlardan beri
edebiyat ve sanat insanları etkilemekte ve onları değiştirmektedir.
Temelde düşüncem şu; edebiyatın ve sanatın hayat
üzerine etkisi, tam da hayatın edebiyat üzerindeki
etkisi kadar büyük olmuştur.."
041 > Madlen Kurabiyeleri Erhan Ata
Kim söylemişti, şimdi anımsamıyorum; her kuşak,
dünyayı değiştirme görevinin kendisine verildiğini sanırmış.
Biz biraz ileri gitmiştik. Nedenleri çeşitli olabilir
ama, açık olan iki görüşün o sıra fena halde geçerli oluşuydu;
Varoluşçuluk ve Marksizm.
042 > Bob Dylan – Mahzuni Selamlaşması
044 > Devrimci Olmaya İlişkin Sevim Oktener
1978’de Amerika’dan döndüğümde gördüm ki evde
pek bir şey değişmemişti, hemen her şey bıraktığım
gibi duruyordu. Fransız ortaçağ evlerini andıran dışı
badanalı, iki katlı içerden tahta merdivenli eski evimiz,
ahırlar, ağaçlar, çiçekler ve envai çeşit sebzenin yetiştirildiği
bahçemiz; her şey yerli yerindeydi. Annemin örtülü
başı ve ve şalvarları bana o sımsıcak yuva hasretini
hatırlatıyordu.
046 > Bir Zamanlar Türkiye: Şerif Mardin ve Çivit Mavisi Gecekondular
makale Özgür İnsan’ın Nisan
1974 tarihli 16. Sayısı’ndan.
Sol rüzgar, şimdilerde mahalleyi
katı kimliklerin baskı aygıtı
olarak formüle eden Şerif
Mardin Hoca’ya o yıllarda
o mahallelerde çivit maviye
boyanan gecekonduları neredeyse
sevdiriyormuş!..
047 > Türkiye’de “Kitle Kültürü” Sorunu Şerif Mardin
“Bu yaratıcılığın son şekli bugün
çivit mavisi boyanan bir
gece kondu duvarıdır. Yarın,
aynı güç, gecekondu kendi
sanat ve kültür yapıtlarını
yaratma olanağına kavu şunca
çok başka şekiller alabilir.”
051 > Türkiye Atlası Behcet Necatigil
"Kimi dev yatırım, özel sektör
Kimi dağ köylerinde çerçi olduğu.
Yükselir bir yapı gökdelen binlerin
Onda bir görülmez harcı olduğu..."
052 > Parkalar, Bıyıklar, Örtüler Agah Aydın
"Kars’ta iki bin dört yüz metre yükseklikte bir dağ
köyünde, dışarıda dur durak bilmeden esen tipi nedeniyle
iyi çekmeyen bacanın etkisinde, teneke sobadan
yayılan ve dedemin bir günde içtiği iki paket sigaradan
çıkan, damarlı bezemeli ahşap tavanda desen desen
şekiller oluşturan dumandan mıdır bilinmez, anneannem
dayıma: “Oğul bizim başımız dumanlıdır! Bu Ecevitçilerin,
Türkeşçilerin kahvelerine gitme! Dil selamet,
baş selamet! Kimsenin eyisine kötüsüne karışma! Nene
lazım?” der öyle uğurlardı yiğidini sokaklara...."
053 > Bir “Kişisel Devrim” Tarihi Salman Unlugedik
Toplumsal
bir olgu olarak devrim fikrinden köklü bir
kopuşu ve hatta karşı duruşu temsil etmeye
çalıştığı anlaşılan Bendit için devrim; geçmişe
özgü, bugün ve geleceğin dünyasında
yeri olmayan bir yanılsamaya dönüşüyor, tarihsel
içeriğinden soyutlanarak kişisel tarihin
meselesi haline getiriliyor.
060 > “Sol Sinema”nın Yeni Şiarı: “Devrimcilere Ölüm” Cemal Dindar
"Bebek sahipsiz kalmıştır ve ‘devrim
günleri’nde Baba’nın sözünü dinlemeyerek solcu
olmuş olan sosyalist militan dışarı çıktığında büyümüş
olan bebeği Baba’ya teslim etmek için kasabasına
döner. “Ona bir oda ver baba”. Çember başladığı
yere dönmüş ve tüm sosyalistlik öyküsü babaya
teslim edilmiş çocuk ve sosyalist militanın ölümüyle
birlikte olumsuzlanmıştır. Yasa’ya boyun eğmemenin
bedeli soluksuz kalmaktır; akciğerler bitmiştir ve
sosyalist militan ölür..."
068 > Devrim ve Bilinçdışı Akıl Defteri
Devrim ve bilinçdışının, ‘ve’ bağlacı ile yanyana
gelmişliği mutad değildir. Akıl Defteri’nde ikisini yanyana
getirmemizin ilk nedeni elbette, bu dergiyi çıkartanların
kendi öznellikleri ile ilgili: devrim hülyası,
devrim arzusu her birimizin bilinçdışı motivasyonunda
önemli bir yer tutuyor. Bir de bunca melanetten
sonra biliyoruz ki, devrim bir ütopya, bir istek meselesidir
de.
072 > Demir Rüyalar Çelik Kapılar Temur Hattat
"kalbinde kuşlamış ölülerle
içlenmek:
hiçlenmek.."
073 > Ada Vapuru Mithat Cınar
079 > Londra-Paris-Newyork İ. İ.
080 > Meraklısı İçin Bilinçdışı Üzerine Notlar- 1 Erdoğan Ozmen
"Her türden teorik sistem bir ya da bir dizi varsayıma
yaslanır ve kendi kuruluş serüvenini o varsayımlardan
yola çıkarak başlatır. O teorik sistemin/yapının
sabit, değiştirilemez ve indirgenemez çekirdeğini
oluşturan söz konusu varsayım giderek hem ilgili teorik
sistemin ufkunu/çerçevesini tarif eden hem de sürekliliğini,
hayatiyetini sağlayan bir statü edinir."
096 > Ruhî Hayatta Laşuur Carl Jung – Ceviri: M. Hayrullah
"Dr. M. Hayrullah’ın 1934 tarihli çevirisi, ihtimal
ilk Jung çevirisidir. Akıl Defteri bu türden örneklere
muhabbetini ve hürmetini diğer sayılarında
da göstermeye devam edecektir. Kitabın çeşitli
baskılarına Jung’ca yazılmış önsözlerini noktasına
virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz..."
099 > Sigorta Adsız
"Arkadaşlık sigortası üzerine hayatları var
İnişli çıkışlı yollarda
İki bindeyiz
İki bin bir gibi geliyor bazen bana..."
100 > Homo Ludens Handan Turkeli
"...Kabul edilmiş en eski adıyla homo
sapiens , kimilerince homo incognita,
özünde homo rebellus, olabildiğince
homo erectus , olamadığınca homo
eternalis ve yazık ki homo mortalis…
Hepsi birden “insan”ı tarif ediyor. Dahası;
homo küriosis, homo loquens, homo
sembolikus, homo faber diye gidebilir.
Tarihçi yazar Johan Huizinga ise Homo
Ludens’i anlamaya ve anlatmaya uğraşmış; yani “oyun
oynayan insan”ı..."
105 > Küfrün Zamanı Huseyin Kurnaz
106 > Simsiyah Leylekler Adil Ucok
"Sevgili okurlar,
Yetmiş bir yaşına gelmişim, bir türlü bu yaşı hissedemiyorum.
Her şey daha dün olmuş gibi, gözlerimin
önünde resmi geçit yapıyor. Halbuki ne insanlar, ne
yiğitler, ne güzeller gelip geçti, göçüp gittiler. Yazı
yazmaktan hiç hoşlanmıyorum. Zaten yazım da pek
okunaklı değildir. Ama milletin dilinden de kurtulamıyorum;
kiminle konuşsam hemen niçin anılarını yazmıyorsun
deyiveriyor..."
108 > İktisadi Bir Kategori Olarak Kendilik Ahmet Coşkun
"Son bir yıldır ( 2008 - Eylül ayından itibaren) küresel
ekonomik krizden bahsediliyor. Sebepleri,
ideolojik-tarihsel benzerlikleri, çözümleri konuşuluyor.
Krizin “Para krizi” (finansal kriz) olduğu söyleniyor.
Sanki “para, gaz olup, uçup gitmiş de para bitmiş”,i
anlamak lazımmış gibi… Sınıfsal olarak parası olanların
parası bitmiş de, ellerinde kala kala sadece malları
kalmışçasına..."
114 > Davku: Bir Mit Olarak Yeniden Doğuşun Tasviri Mehmet Batur
"Biri adımı söyledi. Duyduğumdan eminim. Biri fısıldayarak
adımı söyledi.
“İki hafta oldu, ev olduğu yerde, yerden dokuz kat
yukarıda duruyor hala; ben dokuzuncu katta... Bekliyorum,
tıpkı faldaki gibi, şimdi kafam karışık ama sonra
düzelecek, iyi bir işim olacak, sakin, para kazanacağım,
karım ve çocuklarım olacak, fal çıkacak..."
119 > Mükemmel Kuş B.U.
Yeşil kanatlı
Papağan dediler adına
Mükemmel kuş olur mu
Olmaz
Tamamen yeşil
Mükemmel kuş olur mu
Tamamen yeşil
Aura dergisine yazıyorum
Haftalık gazete
Bakırköy İstanbulda
Kendim yazarım
Kendi Sesimiz dergisi
1967 yılı ömür şiirimi bastı
Bakırköyde
Hastalar. Gülünç.
Bakırköy’e göre ilerleme.
Doktorlar. Bakırköy’de.
120 > Delilik Üstüne Bir Deneme Aslan D.
"Delilerin vatanı, çeşitleri birdir. Organlarının bozukluğu
aynıdır. Hal ve hareketleri benzerdir. Her yerde
ve her zaman aynı perspektif üzerine, değişmez bakış
açısıyla değerlendirilirler. Ciddiye alınıp doğru dürüst
konuşulmazlar. Alaylı ve küçümseyici bir tavır takınılır
onlara…
Ancak madalyonun diğer yüzü de vardır..."
122 > Aşk Hikayeleri- 1: Martin Heidegger ve Hannah Arendt Alper Hasanoğlu
"Heidegger’in Marburg’da coşkulu kalabalıklara
verdiği konferanslardan birinde dinleyiciler arasında
19 yaşındaki Hannah Arendt de vardı. Bilgeliğe
duyulan aşk ve felsefeydi konu. Tarih Şubat 1925.
Bakışları buluştu sık sık..."
126 > Siyah’ın En Koyu Hali Temur Hattat
130 > Bilgiyle Yeni Bir Muhabbet Lazım Akıl Defteri

KISA BİR MERAM YAZISI:
BU DERGİ NİYE ÇIKIYOR?
Her şeyden önce ruhsallık alanındaki kuram ve uygulamalarla meselemiz olduğu için.
Bu alana dair bilgi son otuz yılda, yoksulluğun depresyona tahvil edilmesinden etnik çatışmaların kavranmasına, hatta dizayn edilmesine değin hemen her yaşama pratiğinde başlıca müdahillerden biri haline geldi, getirildi.
Evet! Biliyoruz;
Amerikan Psikiyatri Birliği patentli tanı kategorileri ile dünyanın her milibahrisinde aynı şekilde iş gören bir uzmanlar gurubu yaratıldı. Psikiyatri kliniklerinden sosyoloji/psikoloji bilgisi ve pratiği kovulurken, insanın her türlü derdi beynin bir arızası olarak damgalandı. Bundan da, ilaç sermayesi katlanan karlarla çıktı.
Denklem şöyle kuruldu:
Toplumsal meseleler, çatışmalar, dertler psikolojize edildi, psikolojik süreçlerle açıklandı.
Bireysel dertler, ruhsal sorunlar bir organın-beynin arızasına indirgendi ve biyolojize edildi. Derdin sahibince dahi biyolojik terimlerle konuşulur oldu: “Beynimde serotonin eksikmiş…” vesaire.
Bu iki indirgeyici tutum, neoliberal ideoloji çadırının direkleridir. Onun insan anlayışının özetidir. Bunlar ruhsallık alanıyla sınırlı gibi dursalar da; iktisattan sanata ne konuşuluyor, ne üretiliyorsa, temeline maya gibi ekilmektedirler.
Derginin hedeflerinden biri başlıca bu ideolojik yükü deşifre etmek olacak. Ki artık dikiş tutmadığı da ortada.
Şiarımız şu: Bilgiyle yeni bir muhabbet lazım… Kastettiğimiz filozofinin etimolojisine dahi içirilmiş olan bilgi sevgisidir. İki yıl önce, akıl defteri henüz portakalda vitaminken yazdığımız ve “Bilgiyle Yeni Bir Muhabbet Lazım” adını taşıyan manifesto tadındaki metni derginin ilk sayısının son sözü olarak okuyabilirsiniz.
* * *
İlk sayımızın dosya konusu ‘Devrim ve Bilinçdışı.’
‘Ve’ bağlacının bağladıklarına haddini bildiren gücüne inanıyoruz. Kavramların birbirini işgal etmeden bir arada bulunmasına izin verdiği, kötüye kullanımı sınırladığı için.
Bilinir, bizzat devrim kelimesi, kendine yoldaş nice kelimeyle birlikte 12 Eylül Darbesi’nce yasaklanmıştı. Bastırılmış olanın dönüşü muhteşem olmadı. Aksine, reklamlarda tekrar belirdi ve “bu bir devriiim” nidaları içinde soldan devşirme reklamcıların ürün pazarlama yöntemlerinden biri haline getirildi.
Bu numarada bir yanıyla kapitalizmin kabusu olan devrimin piyasaca kastrasyonu varsa, öte yüzünde büyük insanlık için bir hülya olmasının ‘önünün kesilmesi’ var.
Meğer ki, kaybolan bu tahayyül gücü, kaybolanı geri çağırmak için bu ikiliden daha güzel ne olabilir: ‘Devrim ve Bilinçdışı.’
* * *
Bir sonraki sayımızın dosya konusu: ‘Devlet ve İntihar.’
Görüşmek dileğiyle.
Muhabbetle
AKIL DEFTERİ
Sipariş için:
http://www.simurg.com.tr/default.asp?page=show&action=114994
http://www.idefix.com/kitap/akil-defteri-sayi-1-devrim-ve-bilincdisi-kolektif/tanim.asp?sid=R4NYGGGY8D5DO8NGNP8N |
| |
| |
|
|
|
| |
|
 |
|
 |