Ana Sayfa
Yazarlar
İçindekiler (Bu sayıda)
Muhabbet
Malumat
Muhalefet
Şiirofreni
İyi kitaplar / İyi İnsanlar
Linkler
Ayrıntılı Arama
Arşiv
Kitaplık
Fotoğrafhane
Künye
İletişim









 
Son güncellenme: 8 Ağustos 2009
 
AKIL DEFTERİ KIŞ 2010


 

 

İÇİNDEKİLER

> Jet Bakan Bakırköy’de R. G. Ö.

> Devlet ve İntihar Akıl Defteri

> Ya Yas Ya Melankoli Erdoğan Özmen

> Şizofrenler de Devrimciler Gibi Yalnızdırlar Sevim Öktener

> Günah Üzerine Sanat M. Ş.

> Psikiyatri Kurumu ve İntihar Salman Ünlügedik

> Bireysel Varoluş Karşısında Devletin Anlam Alanı

Olarak Otorite Oktay Taftalı

> Modern İktidar ve İntihar Bahadır Kula

> Werther Etkisi, Devlet ve Medya Serpil Aygün Cengiz

> Türkiye’nin Kayıp Nesnesi: Devlet Cemal Dindar

> Pervane Düşüşü Ahmet Coşkun

> Direnen Bir Aklın Kalkışma Temrinleri Ahmet Adnan Azar

> Aktedron Fikret Ümit Bayazoğlu

> Freud ve Lacan “Totem ve Tabu” Erdoğan Özmen

> Kayıp Aranmıyor Cem Hürol

> Her İntihar Bir Mektuptur Ali Ayas

> Hayat Üçlemesi: İntihar, Aşk, Can Sıkıntısı Alper Hasanoğlu

> Niye Halkedildiği Temur Hattat

> Bozkurt Hoca İle Söyleşi: “Japon...Susan Varlık”

> Harakiri ya da Japon Canevi Cemal Dindar

> Kars Çocuklarında Kars Agâh Aydın

> Filozof Et N. İ. K.

> Kemal Tahir’in Felsefi Düşüncesi ve “Devlet Ana” Selahattin Hilav

> Fizik Yetersizliğin Bir İhtiyacı Olarak Devlet Ahmet Coşkun

> Kayıp Bir Adam Aslan Özdemir

> Şiirimizin Müntehir Şairleri Gürsel Caniklioğlu

> Müzik ve İntihar İlişkisi Üzerine Renan Bilek

> Yeni Türkiye Sinemasında Siyasal Söylem Zahit Atam

> Fesleğen Soslu Aşk, Barbekü Soslu Hayat Ali Ayas

> Göçmen Oluş ya da Biri Beni Görüyor mu Harika Yücel

> Simsiyah Leylekler Adil Üçok

> Başkalarının Cehennemi Erdal Doğan

> Yıkık Olanın Ufku Yiğit Özdemir

> İntihar: Bir Derleme Hakan Atalay

> Adlarını da Anılarını da Unutmayacağız...Erdal

Eren, Soner Semih, Ramazan Yukarıgöz, Ebru

Yavuzdeğer, Vic Chesnutt, Ramazan Yavuz, Şeref

Akdoğan...   Erdoğan Özmen, Tolga Binbay, Gamze

Özçürümez, Cemal Dindar, Handan Türkeli

 

 

2. sayının

 

sunuş yazısı:

 

 

DEVLET VE İNTİHAR

 

 Uslu çocuk. İyi vatandaş.

Çocuğun ve yurttaşın olumlu nitelemesinde kullanılan ‘uslu’ ve ‘iyi’nin hemen hemen benzer bir anlam ağını hareketlendirmesi boşuna mı? Akıldan itirazsızlığa, us’tan uslu’ya uzanan mecraya yerleşir, Devlet.

Devlet Ana. Devlet Baba.

Hiçbir devlet tahayyülü yoktur ki, temeline ebeveyn otoritesi maya olmasın. Bu mayanın nasıl yoğrulacağı, hangi biçimlerde bireyi karşılayacağı… işte orada siyasal iktisat epey söz hakkı edinir. Bir de biraz toplumbilim, ondan daha az antropoloji. Bunları psikolojik bir mercekte gözardı etmek de, Devlet’i çekirdek aile dinamiklerinin bir türevine indirger ki, önemli ideolojik çarpıtmalardan biri de budur.

Sıklıkla şu gerçekleşir: Yurttaş-Devlet ilişkisi birey ve toplum, birey ve kültür bağlamına yerleştirilir ve devlet örgütünün her bireyin hayatında hüküm süren etkinliği “görünmez el”e dönüştürülür.

Bu sayıyı hazırlamamızdaki temel gerekçelerden biri buydu: “görünmez el”i tam da bireyin kendini yoketme eyleminde, intiharda aşikarlaştırmak.

Günümüz siyasası neyi öğretti? Devlet’in işin içinde olmadığı, hem pazarda hem hazarda, hazar barış demektir, bireyin işlerinden elini eteğini çektiği iddiası, şu liberal lafazanlık, kendi paradoksunu yaratıyor: yatak odalarına değin uzanan kocakulaklar ve her köşe başında bir tepegöz.

Bunun öte yüzü, ki buna da aşinayız, cemaat kültürünün toplumu topluluklar haline dönüştürmesi ve bizzat kültürel örüntülerin Devlet otoritesini kuşanması. Bu tarzın otorite ile ‘çıplak’ ve göğüs göğüse karşılaşmaya göre daha fazla nüfusu ve nüfuz alanını etkilediğini, ruhsal mirasının çok daha köklü olduğunu söyleyebiliriz. Bakınız: Kafka. Birey, sabredebildiğince veya mevcut iktisadi-siyasi arenada organik-ruhsal besinlerden nemalandıkça “varlığım varlığına armağan olsun” demeye devam eder. Edemiyorsa, ‘yazgıcı intiharlar’ veya ‘onur intiharları’ o kültürel örüntünün bir parçası haline geliyor. Bu sayıda Japon kültürüne özel dikkatimizin başlıca nedeni de budur.

İktidar bedendedir. Devlet de oraya yerleşir. Oraya yerleşmediği yanılsaması ile birlikte. Kültürün önemli bir bölümü bu yanılsamayı ayakta tutma işlevi ile yaşar ve yaşatılır. Monoteizm de dahil sistemleşmiş nice inancın intiharı yasaklamasını, mesela İslamiyet’te intihar etmiş kişinin ‘ölü beden’inin bile ritüelin, sistemin dışına sürülmesini, bu arada yine Japon kültüründe neredeyse bir sisteme kavuşmaktan kaçan inanç çok çeşitliliği ile intihar eyleminin yüceltilmesini bir de buradan düşünebiliriz.

* * *

Gaz.

Günümüz devlet otoritesinin tam da en uçucu, görünmez, en karnavalesk, bedene en fazla nüfuz eden halini bir miting alanında göstericileri dağıtmak, aslında mevcut nizamda yeniden toplamak için kullanılan gözyaşartıcı gaz bombalarından daha iyi ne temsil edebilir?

Bildik hikaye; bebek doğduğunda tehdit olarak algılanan uyaranların büyük bölümü bedenseldir, içseldir. Ebeveynle kurulan ilk yatıştırıcı eylemlerden birisi emzirme ise, diğeri ‘bebeğin gazını çıkartma’dır. Yoksa, ağlar.

Artık gösteri alanlarında otorite yeni cezalandırma biçimleriyle en ilksel tehdit algılarını yeniden canlandırıyor. Günümüzde hem baskı aygıtlarıyla hem de ideolojik aygıtlarıyla otorite bu denli ince işliyor.

İyi ebeveynliğin bir ölçüsü de bebeğin içinde bulunduğu durumu ‘dile getirme’sidir. Ağlayan bebeğe gülümseyerek yaklaşırken mesela “benim güzel kızım / oğlum acıkmış mı?” demek, duruma ad koymak. Boşuna değil, Sumer mitolojisinde yaratmanın, adını anmakla, böylece kaderini kararlaştırmakla aynı şey olması.

Yani beden, ancak toplumsal ilişkide ve dilde yatışır.

Toplumsal sistem onun yükünü yumuşatabilirse, gazını alırsa toplumsal bedenle, yani Devlet ile görece bir müzakere alanında ve birey olarak yerini alıyor. İtiraz edenin üzerine ‘göz yaşartıcı’ gazlarla yüründüğünde veya olası itirazları önlemek için güdümlü ideolojik ‘gaz vermeler’le ve meşru alanlarda birey kışkırtıldığında iki şey oluyor: Devlet, ‘iyi yurttaşlar’a da mesajını vermiş, iyi yurttaşlık kriterleri, bireylerin özne olmasının üstü çizilerek bir kez daha ezberletilmiş oluyor. Bir de, zaten gazı olan veya fazla gaza gelmiş birey veya guruplar, kendini veya en çok da bir benzerini yok ederek karşı-mesajı inşa ediyor. Normal uyaranlar bile tehdit algısına hapsediliyor. Ve çember gurupların, bireylerin toplumsal bedeni reddiyle ve yine Devlet’e yönelik bir olumsuzlamayla tamamlanıyor.

Bir benzetmeyle ifade edersek; kişi mesela şiddetli depresyondadır. Bu hayattan göçüp gitmek ister, fakat buna bile enerjisi yoktur. Psikiyatriste gider. Tanı konur ve mutad olduğu gibi, toplumsal – ruhsal bağlam es geçilir, mesele yalnızca biyolojik yönüyle ele alınır ve ilaç tedavisi başlanır. İlaçlar ise ilk o enerjiyi sağlar. Ve kişi elde ettiği ilk yaşam enerjisi ile intihar girişiminde bulunur. Neyle mi? Sıklıkla psikiyatristin önerdiği ilaçların tümünü içerek.

Günümüzde Devlet’in bireyle ilişkisi, yukarıda andığımız psikiyatrist-‘hasta’ ilişkisine benzerdir: vaadlerin zehre dönmesi hikayesi.

Yani, ne kadar bedenine zerk edersen, kendi varoluş olanaklarını o denli budar ve kendinden göçersin…

Bu otoriteye en sert karşı çıkışların bile bir şekilde vicdan-superego’nun gölgesinde dile gelmesi boşuna değil. Mesela, askerliğe gitmeyi reddedenlerin bizzat kendilerini “vicdani redci” olarak anmaları.

Tam da en şiddetli sanılan karşı çıkışlarda, işte, birden belirir ve kişinin eyleminin öznesi haline gelir…

Zehre dönüşen ilaç gibi…

 

AKIL DEFTERİ

 

 

 

 

ilk sayısı ile

tüm kitapçılarda!

 

İÇİNDEKİLER

003 > Kısa Bir Meram Yazısı: Bu Dergi Niye Çıkıyor?

004 > Nisan Tezi Can Yucel

"Toprağı öpe öpe öpe

Damlalar siz

Açacaksınız körün gözünü"

005 > Oysa Aslolan Dünyayı Değiştirmektir Erdoğan Ozmen

"O halde 11. Tez’i has bir vicdan bildirisi, bir vicdan

çağrısı, vicdana çağrı gibi okumalı bir de. Dünyaya ve

insanlığın durumuna karşı duyulan en temel sorumluluk

olarak. Yeryüzünün dört bir tarafında o çağrının

(demek ki en saf halinde vicdanın) sesini işiterek

yola çıkan, asıl olanın sadece o yola koyulmak olduğuna

hayatlarıyla şahitlik eden devrimciler, tam da o

sorumluluğun en derin karşılığını/cismini bulması değil

midir?"

007 > Freud’un Sol Yanı: “İki Psikoloji” Cemal Dindar

"Freud’un toplumsal devrimleri kuramsal

düzeyde başat dert haline getirdiğini söylemek

elbette abartı olur. Fakat onun ruhsallık

alanında özellikle 1900’de yayınlanan Rüyaların

Yorumu ile asıl başlangıcına kavuşan

devrimci kuramsal çabası bir yana, 1913’te

Totem ve Tabu ile başlayan sürecinin bu konularda

epey hesaplaşılması gereken tezler

içerdiğini ve üstelik bunları görmezden gelenlerin

kendi bakışlarının darlığıyla yetinmek

zorunda kalacaklarını düşünüyorum."

015 > Unutulmaması Lazım Gelen Anlar, Adlar Var Akıl Defteri

"Her şey çürüyor. Her şeyi çürütüyorlar. Tütünü,

ekmeği, güneşli sabah vakitlerini, ıslak yağmur sonralarını,

kardeşliği, cumhuriyeti, anılar biriktirmiş dostlukları,

memleket toprağını, şile bezini, asker mektuplarını,

Yemen türkülerini, dağdan ovaya bakan bir çocuğun

gözünde süzüle süzüle güzel günlere akıp giden

otobanların sevincini…"

016 > Bir Oturma Grevinde Şiirin Sorduğu İlhan Berk

"Bir oturma grevinde

Durmuş gibi yeryüzü..."

018 > Müstehcen Devrim Zeki Coşkun

"Fatih Terim, Mustafa Denizli, Yves Saint Laurent,

Pınar Altuğ, İddaa (bahis oyunu, yasal kumar), Pegasus

(havayolu şirketi), Bellona (yatak - mobilya markası),

falanca mağaza, filanca cilt kremi…

Kimini vitrinlerden biliyoruz, kimini yeşil sahalardan,

ekrandan, podyumdan… Ayrı ayrı alanlardan ilk ağızda

sıraladığımız bu isimlerin ortak iki özelliği var. Tümü piyasada,

piyasaları var ve hepsi de devrimci!..."

025 > Kapital Hikayesi İzzet Yasar

"Patronun anlattığına göre iş gerçekten ilginçti.

Can Yayınları Karl Marx’ın Kapital adlı dev eserini

yeniden Türkçeye çevirtmişti ve “cep kitabı” olarak

yayımlaya caktı. Kitabın özelliği, çok ince kâğıda özel

bir biçimde basılmış olduğundan, bu büyük eseri

tüketiciye cepte taşınacak kadar küçük bir hacimde

sunabilmesiydi. Aş kın Bey bu büyük girişimin televizyonda

ve basında bir reklam kampanyasıyla tanıtılmasını

istiyordu..."

028 > Devrim İhtimali ve İstikameti Hakan Atalay

"On yıllardır dünyanın zihinsel iklimine “postmodern

söylem”in egemen olduğu söylenebilir. Bu söylem,

bence, entelektüellerin zihinsel üretimini ketleyen

iki temel direk, iki anlayış üzerinde durmaktadır:

1) “Büyük anlatılar bitmiştir” ve 2) “Her şey gider”.

033 > Promete Tevfik Fikret

"Esmâr-ı bünye hîzini; boş durmasın elin,

Gör dâimâ önünde esâtîr-i evvelin

Gökten dehâ-yi nârı çalan kahramânını…

Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını."

034 > Bir Negatif Özgürlük Çağı Yaratısı Bahadır Kula

"Ezilen kesimin, yönetilenin

Gerçek’i (İster söz gelimi Lacancı anlamda olsun

ister başka bir anlamda. İster bir zihinsel

inşa ister “gerçek” bir gerçek olsun. Bu şimdi

bizi ilgilendirmiyor) dolaysız biçimde alımlayabileceğine

dair liberal bir fantazma inşası

tarafından destekleniyor. Bu fantazma, yani

etkin, seçimde özgür özne yaratısı temel olarak

teolojinin temel jestiyle benzer bir duyumsamayı

paylaşıyor: Konuşmayan bir dil

ya da konuşan bir dilsizlik. Yani bize kendini

bizatihi kendisi takdim eden bir Gerçek..."

038 > Söyleşi: Sosyalizm Hayat Demektir William Saroyan – Ceviri: Hakan Atalay

"Homeros’tan, hatta daha eski zamanlardan beri

edebiyat ve sanat insanları etkilemekte ve onları değiştirmektedir.

Temelde düşüncem şu; edebiyatın ve sanatın hayat

üzerine etkisi, tam da hayatın edebiyat üzerindeki

etkisi kadar büyük olmuştur.."

041 > Madlen Kurabiyeleri Erhan Ata

Kim söylemişti, şimdi anımsamıyorum; her kuşak,

dünyayı değiştirme görevinin kendisine verildiğini sanırmış.

Biz biraz ileri gitmiştik. Nedenleri çeşitli olabilir

ama, açık olan iki görüşün o sıra fena halde geçerli oluşuydu;

Varoluşçuluk ve Marksizm.

042 > Bob Dylan – Mahzuni Selamlaşması

044 > Devrimci Olmaya İlişkin Sevim Oktener

1978’de Amerika’dan döndüğümde gördüm ki evde

pek bir şey değişmemişti, hemen her şey bıraktığım

gibi duruyordu. Fransız ortaçağ evlerini andıran dışı

badanalı, iki katlı içerden tahta merdivenli eski evimiz,

ahırlar, ağaçlar, çiçekler ve envai çeşit sebzenin yetiştirildiği

bahçemiz; her şey yerli yerindeydi. Annemin örtülü

başı ve ve şalvarları bana o sımsıcak yuva hasretini

hatırlatıyordu.

046 > Bir Zamanlar Türkiye: Şerif Mardin ve Çivit Mavisi Gecekondular

makale Özgür İnsan’ın Nisan

1974 tarihli 16. Sayısı’ndan.

Sol rüzgar, şimdilerde mahalleyi

katı kimliklerin baskı aygıtı

olarak formüle eden Şerif

Mardin Hoca’ya o yıllarda

o mahallelerde çivit maviye

boyanan gecekonduları neredeyse

sevdiriyormuş!..

047 > Türkiye’de “Kitle Kültürü” Sorunu Şerif Mardin

“Bu yaratıcılığın son şekli bugün

çivit mavisi boyanan bir

gece kondu duvarıdır. Yarın,

aynı güç, gecekondu kendi

sanat ve kültür yapıtlarını

yaratma olanağına kavu şunca

çok başka şekiller alabilir.”

051 > Türkiye Atlası Behcet Necatigil

"Kimi dev yatırım, özel sektör

Kimi dağ köylerinde çerçi olduğu.

Yükselir bir yapı gökdelen binlerin

Onda bir görülmez harcı olduğu..."

052 > Parkalar, Bıyıklar, Örtüler Agah Aydın

"Kars’ta iki bin dört yüz metre yükseklikte bir dağ

köyünde, dışarıda dur durak bilmeden esen tipi nedeniyle

iyi çekmeyen bacanın etkisinde, teneke sobadan

yayılan ve dedemin bir günde içtiği iki paket sigaradan

çıkan, damarlı bezemeli ahşap tavanda desen desen

şekiller oluşturan dumandan mıdır bilinmez, anneannem

dayıma: “Oğul bizim başımız dumanlıdır! Bu Ecevitçilerin,

Türkeşçilerin kahvelerine gitme! Dil selamet,

baş selamet! Kimsenin eyisine kötüsüne karışma! Nene

lazım?” der öyle uğurlardı yiğidini sokaklara...."

053 > Bir “Kişisel Devrim” Tarihi Salman Unlugedik

Toplumsal

bir olgu olarak devrim fikrinden köklü bir

kopuşu ve hatta karşı duruşu temsil etmeye

çalıştığı anlaşılan Bendit için devrim; geçmişe

özgü, bugün ve geleceğin dünyasında

yeri olmayan bir yanılsamaya dönüşüyor, tarihsel

içeriğinden soyutlanarak kişisel tarihin

meselesi haline getiriliyor.

060 > “Sol Sinema”nın Yeni Şiarı: “Devrimcilere Ölüm” Cemal Dindar

"Bebek sahipsiz kalmıştır ve ‘devrim

günleri’nde Baba’nın sözünü dinlemeyerek solcu

olmuş olan sosyalist militan dışarı çıktığında büyümüş

olan bebeği Baba’ya teslim etmek için kasabasına

döner. “Ona bir oda ver baba”. Çember başladığı

yere dönmüş ve tüm sosyalistlik öyküsü babaya

teslim edilmiş çocuk ve sosyalist militanın ölümüyle

birlikte olumsuzlanmıştır. Yasa’ya boyun eğmemenin

bedeli soluksuz kalmaktır; akciğerler bitmiştir ve

sosyalist militan ölür..."

068 > Devrim ve Bilinçdışı Akıl Defteri

Devrim ve bilinçdışının, ‘ve’ bağlacı ile yanyana

gelmişliği mutad değildir. Akıl Defteri’nde ikisini yanyana

getirmemizin ilk nedeni elbette, bu dergiyi çıkartanların

kendi öznellikleri ile ilgili: devrim hülyası,

devrim arzusu her birimizin bilinçdışı motivasyonunda

önemli bir yer tutuyor. Bir de bunca melanetten

sonra biliyoruz ki, devrim bir ütopya, bir istek meselesidir

de.

072 > Demir Rüyalar Çelik Kapılar Temur Hattat

"kalbinde kuşlamış ölülerle

içlenmek:

hiçlenmek.."

073 > Ada Vapuru Mithat Cınar

079 > Londra-Paris-Newyork İ. İ.

080 > Meraklısı İçin Bilinçdışı Üzerine Notlar- 1 Erdoğan Ozmen

"Her türden teorik sistem bir ya da bir dizi varsayıma

yaslanır ve kendi kuruluş serüvenini o varsayımlardan

yola çıkarak başlatır. O teorik sistemin/yapının

sabit, değiştirilemez ve indirgenemez çekirdeğini

oluşturan söz konusu varsayım giderek hem ilgili teorik

sistemin ufkunu/çerçevesini tarif eden hem de sürekliliğini,

hayatiyetini sağlayan bir statü edinir."

096 > Ruhî Hayatta Laşuur Carl Jung – Ceviri: M. Hayrullah

"Dr. M. Hayrullah’ın 1934 tarihli çevirisi, ihtimal

ilk Jung çevirisidir. Akıl Defteri bu türden örneklere

muhabbetini ve hürmetini diğer sayılarında

da göstermeye devam edecektir. Kitabın çeşitli

baskılarına Jung’ca yazılmış önsözlerini noktasına

virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz..."

099 > Sigorta Adsız

"Arkadaşlık sigortası üzerine hayatları var

İnişli çıkışlı yollarda

İki bindeyiz

İki bin bir gibi geliyor bazen bana..."

100 > Homo Ludens Handan Turkeli

"...Kabul edilmiş en eski adıyla homo

sapiens, kimilerince homo incognita,

özünde homo rebellus, olabildiğince

homo erectus, olamadığınca homo

eternalis ve yazık ki homo mortalis

Hepsi birden “insan”ı tarif ediyor. Dahası;

homo küriosis, homo loquens, homo

sembolikus, homo faber diye gidebilir.

Tarihçi yazar Johan Huizinga ise Homo

Ludens’i anlamaya ve anlatmaya uğraşmış; yani “oyun

oynayan insan”ı..."

105 > Küfrün Zamanı Huseyin Kurnaz

106 > Simsiyah Leylekler Adil Ucok

"Sevgili okurlar,

Yetmiş bir yaşına gelmişim, bir türlü bu yaşı hissedemiyorum.

Her şey daha dün olmuş gibi, gözlerimin

önünde resmi geçit yapıyor. Halbuki ne insanlar, ne

yiğitler, ne güzeller gelip geçti, göçüp gittiler. Yazı

yazmaktan hiç hoşlanmıyorum. Zaten yazım da pek

okunaklı değildir. Ama milletin dilinden de kurtulamıyorum;

kiminle konuşsam hemen niçin anılarını yazmıyorsun

deyiveriyor..."

108 > İktisadi Bir Kategori Olarak Kendilik Ahmet Coşkun

"Son bir yıldır ( 2008 - Eylül ayından itibaren) küresel

ekonomik krizden bahsediliyor. Sebepleri,

ideolojik-tarihsel benzerlikleri, çözümleri konuşuluyor.

Krizin “Para krizi” (finansal kriz) olduğu söyleniyor.

Sanki “para, gaz olup, uçup gitmiş de para bitmiş”,i

anlamak lazımmış gibi… Sınıfsal olarak parası olanların

parası bitmiş de, ellerinde kala kala sadece malları

kalmışçasına..."

114 > Davku: Bir Mit Olarak Yeniden Doğuşun Tasviri Mehmet Batur

"Biri adımı söyledi. Duyduğumdan eminim. Biri fısıldayarak

adımı söyledi.

“İki hafta oldu, ev olduğu yerde, yerden dokuz kat

yukarıda duruyor hala; ben dokuzuncu katta... Bekliyorum,

tıpkı faldaki gibi, şimdi kafam karışık ama sonra

düzelecek, iyi bir işim olacak, sakin, para kazanacağım,

karım ve çocuklarım olacak, fal çıkacak..."

119 > Mükemmel Kuş B.U.

Yeşil kanatlı

Papağan dediler adına

Mükemmel kuş olur mu

Olmaz

Tamamen yeşil

Mükemmel kuş olur mu

Tamamen yeşil

Aura dergisine yazıyorum

Haftalık gazete

Bakırköy İstanbulda

Kendim yazarım

Kendi Sesimiz dergisi

1967 yılı ömür şiirimi bastı

Bakırköyde

Hastalar. Gülünç.

Bakırköy’e göre ilerleme.

Doktorlar. Bakırköy’de.

120 > Delilik Üstüne Bir Deneme Aslan D.

"Delilerin vatanı, çeşitleri birdir. Organlarının bozukluğu

aynıdır. Hal ve hareketleri benzerdir. Her yerde

ve her zaman aynı perspektif üzerine, değişmez bakış

açısıyla değerlendirilirler. Ciddiye alınıp doğru dürüst

konuşulmazlar. Alaylı ve küçümseyici bir tavır takınılır

onlara…

Ancak madalyonun diğer yüzü de vardır..."

122 > Aşk Hikayeleri- 1: Martin Heidegger ve Hannah Arendt Alper Hasanoğlu

"Heidegger’in Marburg’da coşkulu kalabalıklara

verdiği konferanslardan birinde dinleyiciler arasında

19 yaşındaki Hannah Arendt de vardı. Bilgeliğe

duyulan aşk ve felsefeydi konu. Tarih Şubat 1925.

Bakışları buluştu sık sık..."

126 > Siyah’ın En Koyu Hali Temur Hattat

130 > Bilgiyle Yeni Bir Muhabbet Lazım Akıl Defteri

 

 

 

 

KISA BİR MERAM YAZISI:

 

BU DERGİ NİYE ÇIKIYOR?

 

Her şeyden önce ruhsallık alanındaki kuram ve uygulamalarla meselemiz olduğu için.

Bu alana dair bilgi son otuz yılda, yoksulluğun depresyona tahvil edilmesinden etnik çatışmaların kavranmasına, hatta dizayn edilmesine değin hemen her yaşama pratiğinde başlıca müdahillerden biri haline geldi, getirildi.

 

Evet! Biliyoruz;

Amerikan Psikiyatri Birliği patentli tanı kategorileri ile dünyanın her milibahrisinde aynı şekilde iş gören bir uzmanlar gurubu yaratıldı. Psikiyatri kliniklerinden sosyoloji/psikoloji bilgisi ve pratiği kovulurken, insanın her türlü derdi beynin bir arızası olarak damgalandı. Bundan da, ilaç sermayesi katlanan karlarla çıktı.

 

Denklem şöyle kuruldu:

Toplumsal meseleler, çatışmalar, dertler psikolojize edildi, psikolojik süreçlerle açıklandı.

Bireysel dertler, ruhsal sorunlar bir organın-beynin arızasına indirgendi ve biyolojize edildi. Derdin sahibince dahi biyolojik terimlerle konuşulur oldu: “Beynimde serotonin eksikmiş…” vesaire.

Bu iki indirgeyici tutum, neoliberal ideoloji çadırının direkleridir. Onun insan anlayışının özetidir. Bunlar ruhsallık alanıyla sınırlı gibi dursalar da; iktisattan sanata ne konuşuluyor, ne üretiliyorsa, temeline maya gibi ekilmektedirler.

Derginin hedeflerinden biri başlıca bu ideolojik yükü deşifre etmek olacak. Ki artık dikiş tutmadığı da ortada.

 

Şiarımız şu: Bilgiyle yeni bir muhabbet lazım… Kastettiğimiz filozofinin etimolojisine dahi içirilmiş olan bilgi sevgisidir. İki yıl önce, akıl defteri henüz portakalda vitaminken yazdığımız ve “Bilgiyle Yeni Bir Muhabbet Lazım” adını taşıyan manifesto tadındaki metni derginin ilk sayısının son sözü olarak okuyabilirsiniz.

 

* * *

İlk sayımızın dosya konusu ‘Devrim ve Bilinçdışı.’

‘Ve’ bağlacının bağladıklarına haddini bildiren gücüne inanıyoruz. Kavramların birbirini işgal etmeden bir arada bulunmasına izin verdiği, kötüye kullanımı sınırladığı için.

Bilinir, bizzat devrim kelimesi, kendine yoldaş nice kelimeyle birlikte 12 Eylül Darbesi’nce yasaklanmıştı. Bastırılmış olanın dönüşü muhteşem olmadı. Aksine, reklamlarda tekrar belirdi ve “bu bir devriiim” nidaları içinde soldan devşirme reklamcıların ürün pazarlama yöntemlerinden biri haline getirildi.

Bu numarada bir yanıyla kapitalizmin kabusu olan devrimin piyasaca kastrasyonu varsa, öte yüzünde büyük insanlık için bir hülya olmasının ‘önünün kesilmesi’ var.

 

Meğer ki, kaybolan bu tahayyül gücü, kaybolanı geri çağırmak için bu ikiliden daha güzel ne olabilir: ‘Devrim ve Bilinçdışı.’

 

* * *

Bir sonraki sayımızın dosya konusu: ‘Devlet ve İntihar.’

Görüşmek dileğiyle.

Muhabbetle

 

AKIL DEFTERİ

 

 

Sipariş için:

 

http://www.simurg.com.tr/default.asp?page=show&action=114994

http://www.idefix.com/kitap/akil-defteri-sayi-1-devrim-ve-bilincdisi-kolektif/tanim.asp?sid=R4NYGGGY8D5DO8NGNP8N

 
 
 
Bu web sitesindeki içerik Akıl Defterine aittir. ©